Bir AYVALIK Sabahı...
"Bir Ayvalık Sabahı" fotoğraf ve notlarım yakında burada!
CUNDA SOKAKLARINDA BİR KAÇ SAAT...
Rumlardan kalma taş evlerin bulunduğu Cunda sokaklarındayım.
Tarih 26 Haziran 2007, günlerden Salı.. Sıcaklık 40 derece...
Sokaklarında dolaşıyorum Cunda'nın...
Şu sokağın güzeliğine bakar mısınız? Cunda/Ayvalık - Haziran 2007
İnsanlar sıcak hava nedeniyle evlerinde, sokaklar bana kalmış..
Bir elimde fotoğraf makinem, diğerinde suyum, sıcağa, tere
aldırmadan adımlıyorum sessiz sokaklarını Cunda'nın...
Açık pencerelerinden gelen müzik sesleini dinliyorum zaman zaman durarak... Rum ve Türk ezgileri birbirine karışıyor...
Evlerin bazıları öylece kendi hallerine bırakılarak koruma altına alınmış!
"Gittin. Koca bir yaz girdi aramıza. Yaz ve getirdikleri.
Döndüğünde eksik, noksan bir şeyler başlamıştı.
Sanki yaz, birbirimizi görmediğimiz o üç ay,
Alıp götürmüştü bir şeyleri hayatımızdan, olmamıştı, eksik kalmıstı.
Kırılmış bir şeyi onarır gibi başladık yarım kalmış arkadaşlığımıza.
Adımlarımız tutuk, yüreğimiz çekingen, körler gibi tutunuyor, dilsizler gibi
bakışıyorduk.
Sanki ufacık bir şey olsa birbirimizden kaçacaktık."
Yalnız bir opera şiirinden
Murathan MUNGAN
Ne aşklara, ne sevdalara ev sahipliği yapmış bu duvarlar...
Ne acılara, ne umutlara...
http://www.cundaadasi.com/cunda_adasi.html adresinden bir kaç cümle ile devam
ediyorum Cunda sokaklarındaki yolculuğuma:
"Kentsel yada mimari cümbüş, ada sokaklarında sarhoş eder insanı!
Neo-klasik mimari hayranlarına ; doğayla ve sessiz bir kentte yaşam isteği olan tutkunlara,
en uygun yerdir bu sokaklar. Kah, girilen bir sokağın loşluğuna karşın ,
bir kapının dibinden fışkırıp üst kat penceresine tırmanan asmasıyla ,
Venediğin dar bir sokağında ; Yeşile hiç yüz vermemiş kimi sokağında da adeta
Bizans ta duyumsarsınız kendinizi. Doğa, tarih, mimarlık ve siyaset yollarında
dolaşır durursunuz artık..."
Restore edilmiş bir Cunda evi...
"Sesim ara rüzgarı ona ulaşmak için
Şimdi sevmiyorum ya, eskidendi sevmeler
Şimdi kimbilir kimin benim olduğu gibi
Sesi, aydınlık teni, sonsuz uzayan gözler
Sevmiyorum doğrudur, yürek bu hala sever
Sevmek kısa sürdüyse unutmak uzun sürer"
"Bu gece en hüzünlü şiirleri yazabilirim" şiirinden
Pablo NERUDA
Şanslı bir Cunda evi daha...
Yukarıda linkini verdiğim siteden devam ediyorum:
"Eski insanların eski uygarlıkların bir yeridir bu ada. Bol bol yorulana dek gezin...
Kıyı kıyı , çepeçevre , inişli çıkışlı yollarda dolaşın... Öyle koylarla ,
öyle yüzülecek , dinlenilecek yerlerle karşılaşıcaksınız ki eski insanların buralara
yerleşme nedenlerini , kendi kendinize keşfedeceksiniz. Filozof, tarihçi, coğrafyacı.
Stravon ve ondan sonra gelen Plinius buradanda söz ederler hep.
Günümüzün yoran , çıldırtan kirli uygarlığından uzaklaşma olanağını bulacaksınız
bu yerde . Eskiden burada oturan Osmanlı Rumları , boşuna kokulu ada demediler buraya!"
Bakıyorum... dakikalarca... dalıp gidiyorum...
"Yakın olsun isterim
Ellerime ellerin
Yanındaki beton binaya
Yaslanması gibi
Köhne bir evin"
"Dudak Payı" şiirinden
Sunay AKIN
Sıcaklık 40 derece, ortalık yanıyor, sokaklar bana kalmış...
Bir şansız Cunda evi daha...
"Bu sensiz sokakları, bu evleri
Bu plajlari bu denizleri
Sensiz kaldığım bu şehri tüm yakasım geliyor..."
"Hatırlama" şiirinden
Ümit Yaşar OĞUZCAN
Denize paralel sokakları ucunda denizin göründüğü sokaklar kesiyor...
DÜZCE FOTOĞRAFLARIM...
ve diğer fotoğraflarım;
http://www.negatif.com/kullanici/fotolar/kumsand
adresinde!
İSTANBUL'UN LALERİ
İstanbul muhabirim sevgili Figen uzun bir iş koyverme
sürecinden sonra İstanbul'dan bahar fotoğrafları gönderdi.
Anlaşılan geçen yıl başlayan İstanbul'u lalelerle süsleme
uygulaması bu sene artan bir hızla devam etmiş.
İstanbul muhabirim Figen Sultanahmet'ten bildiriyor!
Lale (Tulipa), zambakgiller (Liliaceae) familyasından Tulipa cinsini oluşturan güzel
çiçekleri ile süs bitkisi olarak yetiştirilen, soğanlı, çok yıllık otsu bitki türlerinin ortak
adı. Anavatanı Kazakistan'dır. Türkiye’nin çoğu yerine özellikle Nevşehir ve bölgesine
doğal olarak yayılmıştır. Soğanlarının üzerinde zarımsı bir örtü bulunur. Etli ve yeşil
2-8 yaprağı vardır. Çiçekler, saplar ucunda çoğunlukla bir, bazen ikidir.
Çiçek parçaları altılıdır. Kırmızı, sarı ve ara tonlarda renklere sahiptir.
16'ncı yüzyılda Kanuni Sultan Süleyman tarafından Hollanda Kralı'na gönderilen
laleler, ilk başta Hollandalılar'ı ve kısa zaman içerisinde tüm Avrupalılar'ı hayranlık
içinde bırakmışlardır. Böylece günümüze kadar Dünya'nın en fazla lale üreten ülkesi
Hollanda olmustur.
http://tr.wikipedia.org/wiki/Lale
KÜLTÜREL AÇIDAN LALE
Lale özellikle Doğu kültür ve mitolojilerinde özel bir yere sahiptir. Edebi eserlerde
sıkça kullanılmasının yanı sıra mitolojilerde de lalenin ortaya çıkışına dair farklı ve çok
çeşitli hikayeler bulunmaktadır. Bunların en ünlüsü ve özellikle Doğu edebiyatında
en sık kullanılanı Pers mitolojisindeki lalenin kökeni söylencesidir. Bu söylenceye
göre yaprağın üstündeki bir çiğ tanesine yıldırım düşmüş, böylece çiğ tanesi ve yaprak
alev almıştır. Daha sonra donarlar ve lale meydana gelir. Bu hikayeden yola çıkarak,
lale çiçeğinin ortasındaki koyuluğun bu yanma işleminin sonucu olduğuna inanılırdı.
http://www.amazon.com/gp/reader/0609604392/ref=sib_dp_pt/103-2668493-7566248
Madem söz Laleli'ye geldi, kısa bir bilgi:
Beyazıt'la Aksaray arasındaki bu semte neden ''Laleli'' dendiği ise pek bilinmiyor.
Varsayımlar Sultan III. Ahmet 'in Lale Devri sırasında burada bir lalezar, yani lale
bahçesi olmasında ya da III. Ahmet 'in oğlu III. Mustafa 'nın saltanat döneminde
laleli bir çeşme bulunmasında yoğunlaşıyor. Öyle veya böyle III. Mustafa'nın
yaptırdığı ve 1763'te tamamlanan ''Laleli Camisi'' ile semtin adı Laleli oluyor.
http://www.arkitera.com/v1/haberler/2004/03/08/laleli.htm
Laleden bahsettik, Laleli'deki Lale'den de bahsettik...
Madem öyle şimdi sırada Akgün AKOVA'nın "Sevdiğim kadın adları gibi"
isimli şiir kitabından "Lale" başlıklı şiiri birlikte okuyalım:
Lale
çantanda bir sürü anahtar var Lale
biri evinin,
geceleri merdiveninden korkarak çıktığın
biri yalnızlığın, kalabalıklardan damıttığın
giysi dolabının biri,
ki giysilerini sevmem,
gizlerler güzelliğini
çantanda bir sürü anahtar var Lale
posta kutunun biri,
sana dargın mı ne
biri saçının,
örgüsü kolay çözülsün diye
arabanın biri,
ah şu bitmeyen taksitler ve kasko!
çantanda bir sürü anahtar var Lale
aşk mektuplarını sakladığın çekmecenin biri,
epey eskimişler,
öyle değil mi
biri uykunun,
bazı geceler sıçramanla bölünen
şu yüreğe benzeyen anahtar nerenin,
ne kadar da paslanmış
çantanda bir sürü anahtar var Lale
biri Ağrı Dağı'nın,
hep tırmanmak istediğin
Salzburg kentinin biri,
yüzlerce Mozart seni çalıyor
biri dalgın bir nehirin,
kucağında geçmelisin sevgilinin
Akdeniz kumsalının biri,
ıssız ve mavi,
çırılçıplak yüzen sen misin
çantanda bir sürü anahtar var Lale
ama açmıyor hiçbiri seni
açmıyor işte anla
kendini aşklara kapattığından beri
Günleriniz ve yüreğiniz her zaman yukarıdaki fotoğraftaki laleler gibi
beyaz olsun secgili dostlar.
Figen'e teşekkürlerimle...
Sümer ÖZVATAN
Mayıs 2007, Ankara
ABANT
Geçen hafta sonu, cumartesi günü aldım başımı Abant'a gittim.
Daha önce görmediğim yerlerden biriydi Abant.
İstanbul'a gidip gelirken defalarca kavşağından geçtiğim
ama bir türlü yoluna sapamadığım Abant'a gittim.
Hava çok güzeldi, nefis bir bahar günüydü.
Ne terliyorsunuz güneşten ne de üşüyorsunuz esen hafif rüzgardan, öylesine güzeldi.
Yol başlı başına muhteşem... Tıpkı memleketimin (Zonguldak) yolları gibi, sağı solu
ağaçlarla çevrilmiş, kenarından bir küçük derenin size kılavuzluk ettiği bir yol.
Abant, Bolu'ya 32 km uzaklıkta. Ankara ve İstanbul'u birbirine bağlayan
uluslararası E-5 kara yolunun Bolu Dağı mevkiinden sapıldığında Abant Yolu başlıyor.
Ankara - İstanbul yolundan Abant yoluna saptıktan sonra 20 Km bu yolda
gitme keyfini yaşıyorsunuz. Yolun sonunda sizi lacivert suları, sazlıkları ve
nefis doğası ile Abant bekliyor.
Denizden 1328 metre yükseklikte, çevresi çam ormanlarıyla kaplı bir tatlısu gölü.
Tertemiz havası, doğal güzelliğiyle büyük kentlerin kargaşasından alabildiğine
uzak, gönlünüzce soluklanabileceğiniz bir cennet.
1.28 kilometrekarelik bir alanı kaplıyor. En derin yeri 18 metre.
Her yanı ormanlarla kaplı. Hoş kokularıyla çam, köknar, kayın ağaçları çoğunlukta.
6.5 kilometre tutan göl çevresinde tur atmanın keyfi ise bambaşka. Kıyıları yer yer
sazlıklarla çevrili göl'ün konukları temiz dağ havasını soluyarak huzurlu yürüyüşler yapabiliyor, arzu edenler çevresini bisikletle turluyorlar. Gölün büyük bölümünde
kiralık atlarla dolaşma veya faytonlarla nal sesleri eşliğinde gezilere çıkma,
ters ışıklarda fotoğraf çekmek, gibi zevkler de bulunuyor.
Her noktasından, her açıdan başka türlü görünen gölün en güzel ve tamamını
görebilme zevki ise Mudurnu yolu başlangıcındaki tepede yaşanıyor.
KONAKLAMA SEÇENEKLERİ:
Abant'ta iki büyük otel var. Büyük Abant Oteli. 95 odası ve 190 yatağı ile hizmet
veriyor. Diğeri son yıllarda yapılan Abant Palace. 171 odalı ve 350 yatak kapasiteli.
Her iki otel de tüm konukların ihtiyaçları karşılayacak üniteler bulunuyor.
Taksim International Abant ve
Taksim International Abant Köşkü: 0(374) 224 50 12
![]() |
![]() |
Büyük Abant Oteli:
Tel : 0(374) 224 50 33 (Pbx)
Faks: 0(374) 224 50 31
Petro Club Abantbey Yaylası (Apart Otel): 0(374) 225 28 80
Doğa Köşkü Abant Pansiyon: Abant'a 8 km.
Dereceören Köyü, Abant
Tel: (0-374) 237 11 07
Bolu Dağı İstanbul yolu üzeri Koru Otel: 0(374) 225 22 90-94
Abant'ta soluk aldıktan sonra dönüş yolunda âniden bir köy yoluna saptım
(Abant'tan dönerken, ana yola 7-8 Km varken, sağa doğru).
Amacım hem olabildiğince sessizliğin içine kendimi atmaktı hem de bagajdaki bir torba
kitaptı. Kanaltürk'ün kitap kampanyası için kızım Elif'in okuduğu kitapları bir
torbada toplamıştık. Bir ara Kızılay'a gittiğimde bir yere bırakacaktım.
Aklıma birden buralarda da bu kitaplara ihtiyacı olan çocuklar olacağı geldi.
Köyümüzün adı "Dereceören". Bolu Merkez'e bağlı olan bir orman köyü.
8-10 hane var, pek ortalıkta görünen yoktu.
Köye ulaşmak için 3 Km'lik kıvrımlı ve nefis manzarası olan bir yoldan gidiyorsunuz.
Önce bir tepeye tırmanıyor daha sonra da yokuş aşağıya bırakıyorsunuz kendinizi
ve Dereceören'i seyrederek iniyorsunuz yolun kalanını. Köyün içinden geçerken sordum,
köyde okul yokmuş. Okul olsa okul kütüphanesine bırakacaktım kitapları. Okul yoktu ama
köyden Bolu'ya "taşımalı eğitim" ile okumaya giden çocuklar vardı, neşe içinde oynuyorlardı.
Arabanın camını açtım, seslendim sarı saçlı, güzel gözlü kız çocuğuna:
- Merhaba... Kitap okuyor musunuz?
Saçma sapan bir giriş cümlesi kurduğumu güzel kızın cevabı ile anladım:
- Okuyoruz tabi! (Ah, canım... bir de bunu söylerken yüz ifadesini görmeliydiniz,
"bu da soru mu" der gibiydi)
Neyse kitaplar sahiplerini bulmuştu.
Köyü 2-3 Km kadar geçtikten, vadinin içine doğru gittikten sonra saklı bir cennete ulaşılıyor.
Bir alabalık çiftliği... Oltanızla balık tutabiliyor, tahta masalarda kenarda akan derenin melodisi eşliğinde yemeğinizi yiyebiliyor, demli çayınızı içebiliyorsunuz. İnsan dünyanın neresinde unutuyor burada.
ANKARA - AMASRA - İNKUMU - SAFRANBOLU
Sizlere ilk olarak 7-8 Nisan 2007 tarihinde Seyahat53 Tur ile yaptığım Amasra-İnkumu-Safranbolu turundan bahsedeceğim.
Yazılarımı okurken ve fotoğraflarıma bakarken güzel bir melodinin size eşlik
etmesini isterseniz lütfen iki seçenekten birini seçin, tıklayın, açın,
hem dinleyin hem yazılarımı okuyun: Jusqu'à la ceinture veya Sacrée bouteille 
NASIL GİDİLİR:
Ankara'dan:
Ankara'dan otoyol veya E-5 ile yaklaşık 1.5 saatte Gerede'ye ulaşıyorsunuz. E-5'ten gidiyorsanız Gerede'yi geçtikten 10 km kadar sonra, otoyoldan gidiyorsanız Zonguldak çıkışından sonra Mengen-Zonguldak yoluna sapıyorsunuz ve 15 km kadar sonra yolculuğunuz sağlı sollu ormanların, muhtelif ağaçların olduğu, kıvrıla kıvrıla devam eden bir güzergahta devam ediyor. Mengen'den sonra Devrek'i de geçiyor ve Bartın'a çeviriyorsunuz rotayı. Ankara-Bartın arası 283, İstanbul-Bartın arası 420 km'dir. Bartın'dan 15 km sonra da Amasra'ya ulaşıyorsunuz. Tekrar ediyorum, yol muhteşem, sadece o yolculuğu yapmak bile yeter!
İstanbul'dan:
İstanbul'dan otoban çıkışı yaptıysanız, Bolu'yu geçip Yeniçağa'dan ayrılıp sola Devrek üzerinden Çaycuma, Bartın ve Amasra'ya ulaşabilirsiniz. Bu birinci seçenek. 431 km'lik Bolu ve Gerede'yi geçip Eskipazar Karabük üzerinden Safranbolu'yu görerek, Bartın-Amasra yapabilirsiniz. Bu da ikinci seçenek. Üçüncüsü ise benim Clio ile yaptığım gibi gezip görme amaçlı Akçakoca yönüne Düzce'den girip, Alaplı-Ereğli-Zonguldak-Bartın'dan Amasra'ya ulaşmak.
Bartın - Amasra arasında ilk görülmesi gerek yer Kuşkayası Anıtı.
Kuşkayası Anıtı
Anıt yoldan yaklaış 100 metre yukarıda. Bu dik yokuşu
tahta merdivenler sayesinde fazla zorlanmadan çıkabiliyorsunuz.
Kuşkayası Anıtı'nın sağ tarafındaki yürüme yolu
İŞTE "ÇEŞM-İ CİHAN": AMASRA
Yola devam ediyoruz ve Bartın'dan ayrıldıktan 15 km sonra bir tepenin ardından aniden akrşınıza çıkıyor Amasra. Fatih Sultan Mehmet'in burayı bu tepeden gördüğünde yanındaki lalasına "Lala, lala... Çeşm-i Cihan (Dünyanın gözü) bu mu ola?" dediği söylenir. Bakacak tepesi adı verilen bu tepeden muhteşem Amasra ve Karadeniz manzarası seyredilebilir, bol bol fotoğraf çekilebilir ve buradaki tezgahlarda yöresel ürünler satan köylülerden alış veriş yapılabilir.
Bakacak tepesinden Amasra. Önde kömür işleme tesisi.
Bakacak tepesinden sağa doğru (Kurucaşile yönüne) baktığınıza görünen manzara.
Bakacak tepesinde mini bir köylü pazarı. Alış veriş yaparken özellikle
yöre insanının toprakla uğraşmış nasırlı ellerine bakmayı ihmal etmeyin.
Artık Amasra'ya doğru inmenin zamanı geldi. Tepeden seyrettiğiniz manzarayı
kucaklamanın, kendinize güzel bir salata-balık ziyafeti çekmenin, Karadeniz'i koklamanın,
yeşile sarılmanın, tarih içinde dolaşmanın zamanıdır artık.
M.Ö. 12 yüzyılda kurulduğu söylenen Amasra, adını Pers prensesi Amastris'ten alıyor. Amastris'in kendi adına kurduğu bu yeni şehir, eşsiz güzellikteki sahili, iki koyu ve
iki adasıyla güneydeki tatil merkezlerini aratmıyor. Eski çağlarda uyuyan bir
prensese benzetilen Amasra karşında.
Amasra limanından bir kare.
Amasra kalesini fethettim...
Kaleden Amasra
(Fotoğrafta görünen kumsal yaz aylarında tıklım tıklım dolu oluyor).
Sevgili dostlar,
Amasra hakkında diğer yazı ve fotoğraflarımı
aşağıdaki linklerde bulabilirsiniz:
http://sumerozvatan.blogcu.com/636388/
http://sumerozvatan.blogcu.com/778516/
http://sumerozvatan.blogcu.com/788338/
http://sumerozvatan.blogcu.com/825799/
Amasra notlarım ve fotoğraflarım
önümüzdeki günlerde devam edecek!
Gelecek yazıda:
Amasra'da ne, nerede yenir?
Nereleri gezmeden, görmeden dönülmez?
Konaklama seçenekleri...
MERHABA!
Güncel yazı, yorum, şiir ve fotoğraflarımdan oluşan www.blogcu.com/sumerozvatan adresindeki sayfalara ek olarak burada sadece gezi fotoğraf ve yazılarına yer vereceğim. Nereye, nasıl gittiğimi anlatacağım. Gittiğim yerlerden geride kalan anekdotları ve fotoğrafları sizlerle bu sayfalarda paylaşacağım.
Geçen hafta sonu katıldığım bir tur ile gittiğim İnkumu (Bartın) fotoğrfağı ile "vira bismillah" deyip yola çıkıyorum. Sonraki günlerde bu turdan uzun uzun size bahsedeceğim. Kalın sağlıcakla...
İnkumu (Bartın) sahilinde akşam... (7 Nisan 2007 Cumartesi)